Silinen Bir Genç Kızın Hikayesi: Gülistan Doku ve Türkiye'nin Üniversitelere Emanet Edilen Kızları

Tarihe Not Düşülmek Üzere Bir Dosya
Tunceli'de bir hastane kaydı silindi. Van'da bir gölün kıyısında bir öğrenci bulundu. Mersin'de bir minibüste bir psikoloji öğrencisi yakıldı. Ankara'da bir hukuk hocasi sınıfında bıçaklandı. Giresun'da on bir yaşında bir kız çocuğu bahçede ölü bulundu. Aralarındaki ortak şey: Hepsinin dosyasında devletin imzası var.
SPOT
Altı yıl önce kaybolan üniversite öğrencisi Gülistan Doku'nun dosyası, Nisan 2026'da çürümüş bir suskunluğu yarmaya başladı. Tunceli Devlet Hastanesi'nin bilgisayarlarından "fetus kalp sesi" yazılı bir kayıt silindi. Bir vali, bir vali oğlu, bir başhekim, bir vali koruması, bir polis, bir İl Özel İdare çalışanı cezaevine girdi. Anne Bedriye Doku altı yıldır karda kışta dağ taş gezdi. Van'da Rojin Kabaiş'in babası geldi, anne Bedriye'nin elini öptü. "Derdimiz ortak" dediler. Türkiye'de üniversite kapısından geçen her kız çocuğunun başına gelebilecek bir hikaye bu. Tarihe not düşüyoruz.
I. BİR HAYAT, BİR KAYBOLUŞ
Gülistan Doku, Diyarbakırlı bir kızdı. 21 yaşındaydı. Munzur Üniversitesi'nde Çocuk Gelişimi Bölümü ikinci sınıf öğrencisiydi. Aile evden uzakta okuyan binlerce Kürt kızı gibi, geleceğine bir tutamak arıyordu. Çocuk gelişimi okuyacaktı. Belki bir kreş açacaktı, belki öğretmen olacaktı. Annesi Bedriye, evlerinin önünde yumurta satarak, gündelik işler yaparak okul masraflarını karşılıyordu.
5 Ocak 2020 sabahı Gülistan, bir gün önce evinde konakladığı öğretmeninin evinden çıktı. Yolun karşısındaki kafeye gitti. Erkek arkadaşı Zeinal Abakarov orada çalışıyordu. On dakika ayaküstü konuştular. Tanık ifadelerine göre Gülistan dalgın ve düşünceliydi, kolları bağlıydı. "Yanımda ol" dedi. Zeinal kaçındı.

Saat 11.29'da şehir merkezinden üniversite istikametine giden bir dolmuşa bindi. Akşama kadar arkadaşları ona ulaşamadı. Saat 23.30'da emniyete kayıp ihbarı yapıldı.
O günden beri altı yıl geçti. Gülistan'ın bedeni hâlâ bulunamadı.
II. ALTI YIL ÖNCE BAŞLAYAN SUSKUNLUK
Olay anında dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel, kameralar önünde Gülistan'ı arama çalışmalarını yönetti. Uzunçayır Baraj Gölü tarandı. Drone'lar uçuruldu. Polisler, jandarmalar, dalgıçlar haftalarca seferber oldu. Bedriye Doku o günleri bugün şöyle hatırlıyor:
"O karda, o kışta, o polislere, o jandarmalara yazık değil miydi? Onların da annesi babası yok mu? Hangi ülkede bu yaşanır? Vali bizimle geziyordu. Biz ona 'Allah razı olsun' diyorduk. Sen utanmadın mı? Sen Allah'tan da mı korkmadın?"
Çünkü ailenin altı yıl sonra öğreneceği bir şey vardı. Aramaları yöneten valinin oğlu, baş şüpheliydi. Aramayı kontrol eden vali makamı, soruşturmayı başka yöne çevirmek için harekete geçmişti. Aileyi baraj kıyılarına yönlendiren mantık şuydu: "Suya atladı, intihar etti, aramayı suda yapın." Suyun %98'i tarandı. Tabii ki bulunmadı. Çünkü Gülistan suya atılmamıştı.
Aile, kayıp ihbarından bir ay sonra polisin "ihbar var" diyerek Diyarbakır'daki ESP binasına baskın yaptığını öğrendi. Soruşturma ne yapıyordu? Cesedi solcu bir parti binasında mı arıyordu? Aile Tunceli sokaklarında afiş astı, vali makamına başvurdu, Adalet Bakanlığı'na gitti. Erdoğan ile görüştü, Soylu ile görüştü. Hep söz, hep umut, hiç sonuç.
7 Eylül 2020'de anne Bedriye Doku ve abla Aygül Doku, Tunceli'nin Seyit Rıza Meydanı'nda oturma eylemi başlattı. Çevik kuvvet polisleri geldi. Kadın polis memuru abla Aygül Doku'nun sırtına tekme attı. Anne Bedriye yere düşüp bayıldı. Gözaltına alındılar.
23 Şubat 2022'de Ankara'ya geldiler. Adalet Bakanlığı'na gitmek istediler. Polis engelledi, gözaltına aldı. Bir aile çocuğunu arıyordu. Devlet o aileyi engelliyordu.
III. AİLENİN İNATÇI DİRENİŞİ
Bedriye Doku altı yıl boyunca pes etmedi. Diyarbakır'dan Tunceli'ye kaç kez gittiğini saymadı. Soğukta, karda, çamurda yürüdü. Çocuğunun fotoğrafını boynuna astı. Adliye önünde günlerce bekledi. Yumurta satarak hayatını kazanan bu kadın, kızının sesini duyurmak için medya merkezlerine, partilere, vakıflara, barolara koştu.
Abla Aygül Doku da yanındaydı. Bir abla için kardeş aramak ne demektir? Sosyal medyada her gün, her saat. "Kız kardeşim Gülistan Doku nerede?" diye haykırdı. Tehdit aldı. Susmak için telefon edildi. Susmadı.
Bir başka şey daha vardı. PKK üyeliğinden cezalı Ferhat Güven ve Özdemir Aktaş adlı iki isim, vali Sonel'in talimatıyla aileyle "iletişimde" olmaya çalıştı. Aygül Doku'dan vali Sonel'e sosyal medyadan teşekkür mesajı atmasını istediler. Aygül reddedince, Güven onun telefonunu zorla elinden aldı ve sanki Aygül yazıyormuş gibi valiye teşekkür mesajı paylaştı. Aygül tehdit suçundan şikayetçi oldu. Soruşturma açılmadı.
Bedriye Doku'nun cümleleri şimdi tarihe geçiyor:
"Kızım Türkiye'nin kızıdır. Adalet yerini bulsun. Adalet yerini bulmazsa ne önü ne arkası kalır, sonu gelmez. Bundan sonra devlete, aileye, kadına, öğrenciye kimse cesaret etmesin. Müebbet versinler, idam versinler. Daha kadınlar ölmesin, öğrenciler ölmesin, Gülistan ölmesin, yeter."
Ablası Aygül Doku ise yeni başsavcı Ebru Cansu için şunu söylüyor:
"Umudumuzun tam bittiği, artık biz ne yapacağız dediğimiz anda dosyamıza şu andaki başsavcımız Ebru Cansu geldi. Ebru Cansu'ya, başsavcıma, ailem adına, ülkem adına ne kadar teşekkür etsem azdır. Kuyudan iğne kazarak Gülistan'ımızın delillerine ulaşmıştır."
İki kadın, anne ve abla, altı yıl boyunca devletin bir bölümünü adliye önünde, başka bir bölümünü vali makamında, üçüncü bir bölümünü cumhurbaşkanlığında karşılarında buldular. Pes etmediler.
IV. SİLİNEN HASTANE KAYITLARI: TARİHE NOT DÜŞÜLECEK BİR DELİL KARARTMA
Bu davanın kalbinde bir hastane kaydı var. Anlatması zor, anlamaması daha zor.
A. Hangi Kayıt Silindi
31 Aralık 2019 sabahı, saat 09.09. Gülistan Doku, Tunceli Devlet Hastanesi'ne girdi. Bunu nereden biliyoruz? Çünkü Emniyet Genel Müdürlüğü'nün resmi sistemi POLNET, hastane giriş kaydını tuttu. POLNET sabit, silinmesi pratikte imkansız bir devlet sistemidir.
Ama hastanenin kendi iç sistemi HBYS (Hastane Bilgi Yönetim Sistemi) bomboş. O saate ait hiçbir muayene kaydı, hiçbir LOG kaydı yok. Sanki Gülistan o gün hastaneye hiç gitmemiş gibi.
Hastane Başhekimliği savcılığa cevap yazdı: "Gülistan Doku'nun 31 Aralık 2019'da hastanemizde herhangi bir girişinin olmadığı tespit edilmiştir."
Yalan. POLNET kaydı orada duruyor. Savcılık cevabı reddetti, "Bu kayıt silinmiş, kim sildi araştırın" dedi.
Bilirkişi raporu sonra geldi. Rapor şunu söylüyor: HBYS sistemindeki LOG kayıtlarını silmek sıradan bir delete tuşu işi değildir. İleri düzey yazılım bilgisi gerekir. Yetkisiz, profesyonel bir teknik müdahaledir. Yani biri biliyor, biri yapmış, planlı yapmış.
B. Silinmeden Önce Dosyaya Giren Başlıklar
Kayıt silinmeden önce dosyaya bir şey girmişti. Başsavcılık yazışmalarında muayeneye ait şu başlıklar görünüyor:
Bulgular. Gebe. Plan. Çocuk key. Ht key. Fetus kal sesi. Hb key. Pelvis anatomi. Pelvis ağrı.
Bu başlıkları açalım. "Gebe" yazıyor. "Fetus kal sesi" yazıyor, fetusun kalp sesi demek. "Pelvis anatomi" ve "pelvis ağrı" yazıyor. "Hb key" hemoglobin ölçümü.
Bunlar tek bir şey demek: Gülistan o sabah hastaneye gebelik muayenesi için gitti. Doktor ultrason yaptı. Fetusun kalp atışını dinledi. Pelvis muayenesi yaptı. Kan tahlili istedi.
Önemli bir tıbbi gerçek: Fetusun kalp sesi, gebeliğin yaklaşık 6-8. haftasından sonra duyulur. Bu, Gülistan'ın 31 Aralık 2019'da en az bir buçuk-iki aydır hamile olduğu anlamına geliyor. Yani Kasım 2019'dan beri.
C. Silme Tarihi: Cinayetten Sonra
Kayıt ne zaman silindi? Bilirkişi raporuna göre 7-9 Ocak 2020 arasında.
Bu tarihe dikkat. Gülistan 5 Ocak 2020'de kayboldu. Silme 7-9 Ocak'ta yapıldı. Yani kaybolmadan iki-dört gün sonra. Kayıp ihbarı henüz tazeydi, polis daha aramaları başlatmıştı, anne henüz neyle karşılaşacağını bilmiyordu. Birileri ise hastane bilgisayarlarının başındaydı.
Silme cinayetten/kaybolmadan önce değil, sonra yapıldı. Bu kritik. Çünkü silme rastgele bir veri temizliği değil, kasten bir delil karartma.
D. Kim Sildi

Dönemin Tunceli Devlet Hastanesi Başhekimi: Çağdaş Özdemir. Üstelik Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı. Yani Gülistan'ın muayenesini yapan ya da o muayeneye dair bilgiye en hızlı erişebilecek kişilerden biri.
Özdemir, kayıtlar silindikten sonra terfi etti. Başhekimlikten İl Sağlık Müdürlüğü'ne yükseldi. Ailenin avukatları bu terfiye bir ad veriyor: "Susmanın diyeti."
20 Nisan 2026'da Çağdaş Özdemir cezaevine girdi. Savcılığa verdiği ifadede şunu söyledi: "Kayıtları silme bilgi ve becerim yok." Bu ifadenin tek anlamı şu: Sildiyse bile başkasına yaptırdı, ama sildirildiği gerçeğini reddetmiyor.
E. Neden Silindi
Silme eyleminin kendisi bir cevap. Eğer kayıt zararsız olsaydı silmezlerdi. Demek ki kayıtta zararlı bir şey vardı.
Üç şey aynı anda örtülmek istendi:
- Cinayet motivasyonu: Gülistan hamileydi. Hamileliği kim biliyordu? Şikayetçi olur muydu? Hamileliği örtersen cinayet motivasyonunu gizlersin.
- Tecavüzün biyolojik delili: Eğer Gülistan tecavüze uğradıysa ve hamile kaldıysa, hastane muayenesi cinsel saldırının bir izi olabilirdi. Doktor "rıza dışı" notu düşmüş olabilirdi. Doktor şüpheli darp izi görmüş olabilirdi. Bunu silmek gerekiyordu.
- Babalık DNA testi imkanı: Eğer fetusa dair herhangi bir biyolojik örnek (kan tahlilinden gelen DNA izi vb.) saklanmışsa, bir gün babalık testi yapılabilir. Sonel ailesinin DNA'sı ile karşılaştırılabilir. Bu ihtimal de silme ile yok edilmeye çalışıldı.
Sonuç: Silinen kayıt sadece bir veri değil, bir suç ağırlığını gizleme operasyonuydu.
V. GİZLİ TANIK "ŞUBAT"IN İFADESİ

Ocak 2025'te jandarmaya bir isim başvurdu. Adını gizleyerek konuştu. Kod adı "Şubat" oldu. Anlattıkları soruşturmanın seyrini değiştirdi.
Şubat'a göre olay kabaca şuydu:
Olaydan birkaç ay önce, 2019 sonbaharında, Gülistan bir grup gencin arasında takılıyordu. Grupta o sıra erkek arkadaşı olan Zeinal Abakarov, dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in oğlu Mustafa Türkay Sonel, Umut Altaş ve bir kadın arkadaş vardı. Tunceli merkezdeki Moğultay Mahallesi'nde, valinin kullanımına ayrıldığı söylenen Gençlik Merkezi'nin en üst katına çıkıyorlardı. O odada alkol vardı, uyuşturucu vardı.
Şubat'ın ifadesi açık: Gülistan o odada rızası dışında, darp edilerek, Mustafa Türkay Sonel ve Umut Altaş tarafından tecavüze uğradı. Sonucunda hamile kaldı.
Bu ifadeyi destekleyen teknik delil var. 27 Aralık 2019'da bu isimlerin telefonları aynı anda Gençlik Merkezi'nin baz istasyonunda görüldü. Bilirkişi raporuna girdi.
Şubat ayrıca cinayetin nasıl işlendiğini anlattı. Gülistan 5 Ocak günü öğle saatlerinde Sarı Saltuk Viyadüğü'nden Mustafa Türkay Sonel'in 06 SNL 10 plakalı BMW marka aracı ile alındı. Rostan-Dinar bölgesine, Dinar Köprüsü yakınlarına götürüldü. Araçta Sonel onu kafasından bir Uzi veya Akrep marka silahla vurdu. Cesedi vali koruması Şükrü Eroğlu ve bir korucu gömdü. Önce Pertek ilçesi Koçpınar köyü mezarlığına. Sonra bir-iki yıl önce yeri değiştirildi.
Teknik veriler ifadeyi destekliyor: 5 Ocak 2020 akşamı 19.28-21.36 saatleri arasında Umut Altaş, Sarı Saltuk Viyadüğü bölgesinde sabit baz verdi. Saat 22.08'den itibaren Mustafa Türkay Sonel ve Şükrü Eroğlu da aynı bölgede baz vermeye başladı. Aracın PTS (plaka tanıma) kayıtları Pertek istikametine çıkışı kaydetmedi (kameralar mı tutmadı, yoksa kayıt mı silindi?), ama 22.07'de kente dönüşü kaydetti.
VI. İTİRAFLARIN ZİNCİRİ
Umut Altaş şu an ABD'de. Hakkında kırmızı bülten süreci başladı. Ama ağabeyi Sidar Altaş Türkiye'de ve kameralara konuştu. Türkay Sonel hakkında kardeşinin söylediğini aktardı:
"Türkay demiş ki, kız hamile kaldı, ben de kafasına sıktım."
Sidar Altaş bu cümlenin "kafasına sıktım" kısmının birkaç defa tekrarlandığını söylüyor. "Büyük ihtimalle tek mermi sıkmıştır" diye ekliyor.
Bu itiraf sadece cinayeti değil, iki şeyi birden doğruluyor: Gülistan hamileydi ve hamilelik cinayetin doğrudan motivasyonuydu.
Bir başka itiraf da var. İhraç polis Gökhan Ertok, Gülistan'ın SIM kartını silmek ve sosyal medya hesaplarındaki izleri yok etmekle suçlanıyor. Aygül Doku'ya şöyle dediği iddia ediliyor:
"Valinin talimatıyla yaptım. 10 bin dolar aldım. Gülistan 5 Ocak günü geç saatlere kadar yaşıyordu. Ben görüntüleri sildim."
Bu ifade MASAK kayıtlarıyla doğrulandı. Şubat ve Mart 2020'de vali koruması Şükrü Eroğlu, Gökhan Ertok'un hesabına ikişer kez 5'er bin TL, toplam 10 bin TL yatırdı. Para izi var.
Umut Altaş'ın babası Celal Altaş'ın Aygül Doku ile telefon görüşmesinde söylediği cümle ise zincirin bir başka halkası:
"Kamera kayıtları silinmiş, hastane kayıtları silinmiş, benim gücüm yetmez, ben devlet değilim."
Bu cümle savcılık tarafından "mülki amir imasına işaret" olarak değerlendiriliyor. Çünkü kamera ve hastane kayıtları ancak mülki amir (yani vali) talimatıyla silinebilir.
VII. ALTI YIL SONRA YENİDEN AÇILAN DOSYA
Dosya altı yıl boyunca rafta tozlandı. Üç başsavcı geldi geçti, üçü de dosyaya gerekli ilgiyi göstermedi. Aile defalarca delil sundu, defalarca dilekçe verdi, çoğu reddedildi.
Sonra Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı'na Ebru Cansu atandı. Cansu önceki savcıların reddettiği mesajları dosyaya koydu. MASAK raporu istedi. Baz istasyonu verilerini daralttı. Gizli tanık ifadesini dosyaya dahil etti. Adalet Bakanı Akın Gürlek "ucu kime giderse gitsin" dedi.
Nisan 2026'da 7 ilde eş zamanlı operasyon yapıldı. Tutuklananlar şunlar:
- Mustafa Türkay Sonel — Dönemin valisinin oğlu. "Kasten öldürme" suçlamasıyla tutuklu.
- Tuncay Sonel — Eski Tunceli Valisi. İçişleri Bakanlığı tarafından açığa alındı, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturuyor.
- Şükrü Eroğlu — Vali koruması. SIM kartının Ankara'ya götürülmesi ve cesedin gömülmesinde adı geçen.
- Gökhan Ertok — İhraç polis memuru. SIM ve sosyal medya verilerini sildi, 10 bin lira aldı.
- Erdoğan Elaldı — İl Özel İdare çalışanı. Olay gecesi Gülistan ile aynı baz noktasında.
- Çağdaş Özdemir — Dönemin Başhekimi, Kadın Doğum Uzmanı. Hastane kayıtlarının silinmesinden sorumlu.
- Zeinal Abakarov — Gülistan'ın eski erkek arkadaşı.
- Engin Yücer — Zeinal'in üvey babası, eski Asayiş Şube polisi.
- Cemile Yücer — Zeinal'in annesi.
- Ferhat Güven — PKK üyeliğinden cezalı, vali Sonel adına aileye baskı uyguladığı iddia ediliyor.
- Celal Altaş ve Nurşen Altaş — Umut Altaş'ın anne ve babası.

Toplam 10 kişi tutuklu. 3 kişi adli kontrol ile serbest. Umut Altaş ABD'de firari, kırmızı bülten süreci işliyor.
Adalet Bakanı Akın Gürlek'in sosyal medyada paylaştığı cümle ise davanın ufkunu genişletti:
"Sadece Gülistan Doku dosyası değil, Rabia Naz ve Rojin Kabaiş dosyaları da inceleniyor."
Bu cümleyle birlikte üç farklı şehir, üç farklı yaş, üç farklı hikaye birden Türkiye'nin gündemine geri döndü.
VIII. VAN'DA BİR KIZ KARDEŞ: ROJİN KABAİŞ

Tunceli'de Gülistan, Van'da Rojin. İkisi de Çocuk Gelişimi öğrencisi. İkisi de 21 yaşında. İkisi de fakir Kürt ailesinin kızı. İkisinin hayalleri de öğretmen olmaktı.
Rojin Kabaiş, 27 Eylül 2024'te Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nde kaldığı KYK yurdundan ayrıldı. Geriye dönmedi. 18 gün boyunca arandı. 15 Ekim 2024'te Van Gölü'nün Mollakasım kıyısında cansız bedeni bulundu.
Adli Tıp Kurumu raporu önce dosyaya konulmadı. Aile ve barolar üstüne gitti. Diyarbakır Barosu, Van Barosu birleşti. 10 Ekim 2025 tarihli ek raporda gerçek ortaya çıktı: Rojin'in göğüs (sternal) bölgesinde ve vajina iç kısmında (intravajinal) iki ayrı erkeğe ait DNA tespit edilmişti. Bu DNA bir yıl boyunca açıklanmadı. Aile ısrar etti, üzerine gitti, gizlilik perdesi yırtıldı.
Baba Nizamettin Kabaiş'in ifadesi sarsıcı:
"Vali bana üç kez bağırarak 'Kızın intihar etmiş, yapılacak bir şey yok, daha niye bizi zorluyorsun?' dedi. Oysa bugün ne çıktı? İki erkek DNA'sı tespit edildi. Bir yıl boyunca bu DNA'ları sakladılar ve bize 'bulaşmış olabilir' dediler. Bunun cinayet olduğu nettir. Artık intihar diyemezler."
Rektörlük de paylarına düşeni aldı. Kampüs ve civar kameraları "bozuk" çıktı. Mollakasım'daki kameralar çalışmıyordu. Aileye veriler verilmedi. Üniversite rektörlüğü, X platformunda Rojin hakkında 200'den fazla paylaşıma erişim engeli kararı çıkarttı (8 Eylül 2025, Van 8. Asliye Hukuk Mahkemesi). Yani okulun kendisi, öğrencisinin ölümünün konuşulmasını engellemeye çalıştı.
2.500 kişilik DNA havuzu taranması talep edildi. Sadece 195 kişi tarandı. Telefonu İspanya'ya gönderildi, şifre çözülemedi. Sonra Çin'e, üretici firmaya gönderilmesi istendi.
19 Nisan 2026'da Nizamettin Kabaiş Tunceli Adliyesi'ne geldi. Bedriye Doku ile sarıldılar. Bedriye, Nizamettin'in elini öptü, Nizamettin Bedriye'nin elini öptü. Bedriye Kurmancî söyledi:
"Derdê me yek e." — Derdimiz ortak.
Nizamettin Kabaiş Tunceli'de ilk kez doğrudan bir yetkiliyi işaret etti. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi rektörünün Van Valisi'nin akrabası olduğunu, dosyada parmağı olduğundan şüphelendiğini söyledi. Bedriye ise ona dedi ki:
"Allah'ın izniyle Ebru savcı gibi bir savcı size de denk gelir. Rojin'inki de aydınlanır."
İki anne-baba, iki şehir, iki dosya. İkisi de Çocuk Gelişimi okuyacaktı. İkisi de öğretmen olacaktı. Şimdi anne ve babaları adliye koridorlarında buluşuyor.
IX. TÜRKİYE'NİN ÜNİVERSİTELİ KIZLARI: BİR ÖRÜNTÜ
Bu iki dosya yalnız değil. Türkiye, üniversitelerine emanet ettiği kız çocuklarını koruyamıyor. Daha kötüsü, devletin koruma görevi olan makamları yer yer faillerin kendileri oluyor. Kısaca üç başka isim.
Özgecan Aslan, 2015
20 yaşında. Tarsus Çağ Üniversitesi Psikoloji öğrencisi. 11 Şubat 2015'te Mersin'de bindiği minibüsten inemedi. Şoför Suphi Altındöken ve iki kişi tarafından cinsel saldırıya uğradı. Direndiği için bıçaklanarak öldürüldü, sonra yakıldı. Bedeni ırmak kıyısında bulundu.
Özgecan'ın hikayesi Türkiye'yi sokağa döktü. "Özgecan Yasası" gündeme geldi. Davanın görülme süresince milyonlarca kadın "Sen yalnız değilsin" sloganıyla yürüdü. Suphi Altındöken sonradan cezaevinde öldürüldü.
Özgecan'ın davası bir şeyi gösterdi: Kadın bedeninde uygulanan şiddet, devletin kurumsal sınırlarını zorlayacak kadar büyük bir yara açıyor. Ama davanın ardından kanunlar değişti mi? Kadına yönelik şiddet azaldı mı? Hayır. Türkiye, 2021'de İstanbul Sözleşmesi'nden çekildi. Kadın cinayetleri arttı.
Ceren Damar Şenel, 2019
Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde araştırma görevlisi. 2 Ocak 2019'da kendi sınıfında öldürüldü. Katil, sınavda kopya çekerken yakaladığı öğrencisi Hasan İsmail Hikmet'ti. Önce silah çekti, ateş etti. Sonra bıçakladı, 28 darbe vurdu. Ceren'in suçu, sınavda dürüstlük istemekti.
Mahkeme süreci çetin geçti. Sanık avukatı "haksız tahrik" indirimi istedi. Yani "öğretmen onu kopya çekerken yakaladığı için tahrik etti" iddiası. Aile ve kadın örgütleri direndi. Sonunda ağırlaştırılmış müebbet verildi.
Ceren'in davası başka bir şeyi gösterdi: Kadının yetkili konumda olması bile onu korumuyor. Bir öğretim üyesi, kendi öğrencisi tarafından, kendi sınıfında öldürüldü. Üniversite koruyamadı. Kampüs güvenliği koruyamadı. Hiyerarşi koruyamadı.
Rabia Naz Vatan, 2018
11 yaşında. Üniversite öğrencisi değildi, daha çocuktu. Ama davası önemli, çünkü "şüpheli ölümlerin" devlet eliyle nasıl örtbas edildiğini gösteriyor.
12 Nisan 2018'de Giresun Eynesil'de evinin bahçesinde kanlar içinde bulundu. Resmi açıklama "bisikletten düştü" dendi. Aile inanmadı. Babası Şaban Vatan onlarca tweet attı, Meclis Araştırma Komisyonu kuruldu, davanın ucu üst düzey isimlere kadar uzandı.
Şaban Vatan suçlandı, baskı gördü, ama susmadı. 2026 Nisan'ında Adalet Bakanı Akın Gürlek, "Rabia Naz dosyası da inceleniyor" dedi.
Üç dosya, üç şehir, üç farklı yaş. Ama ortak bir örüntü: Failler etrafında bir koruma katmanı, deliller etrafında bir karartma operasyonu, ailelerin çevresinde bir baskı çemberi.
X. KIZ ÇOCUKLARINI KİME EMANET EDİYORUZ
Türkiye'de bir aile, kızını üniversiteye gönderdiğinde aslında kime emanet ediyor? Soruyu açıkça soralım.
Bir kız Diyarbakır'dan Tunceli'ye, Hakkari'den Van'a, Mardin'den İstanbul'a gittiğinde kim ondan sorumlu? Resmi cevap basit: Vali, rektör, il emniyet müdürü, KYK il müdürü, başhekim. Bir kız öğrenci o şehre adım attığı andan itibaren, o şehrin tüm devlet aygıtının koruması altındadır. Anayasa öyle der.
Ama Gülistan Doku davası başka bir gerçeği önümüze koyuyor: Koruyucu olması gereken makamların kendileri faille birlikte hareket edebiliyor.
Gülistan'ın davasında:
- Vali (Tuncay Sonel) açığa alındı.
- Vali oğlu (Mustafa Türkay Sonel) baş şüpheli olarak tutuklu.
- Vali koruması (Şükrü Eroğlu) tutuklu.
- İhraç polis (Gökhan Ertok) tutuklu.
- İl Özel İdare çalışanı (Erdoğan Elaldı) tutuklu.
- Devlet Hastanesi başhekimi (Çağdaş Özdemir) tutuklu.
- Asayiş Şube polisi (Engin Yücer) tutuklu.
- Üniversite kameralarından sorumlu görevliler (Savaş G. ve Süleyman Ö.) adli kontrolde, yurt dışı yasaklı.
Yani vali makamından emniyete, hastaneden üniversite güvenliğine, devletin neredeyse her katmanı bu dosyada. Devlet aileye dedi ki "kızını okula yolla, biz ona göz kulak olacağız." Devlet sözünü tutmadı. Devlet, soruşturulmak ve cezaevine girmek üzere oldu.
Rojin Kabaiş davasında ise rektörlük ve kampüs güvenliği oklarda. Üniversite rektörü, mahkemeye başvurarak kendi öğrencisi hakkındaki paylaşımlara erişim engeli getirtti. Kampüs kameraları "bozuk" çıktı. KYK yurdundan çıkış kayıtları net değil. Bir öğrenci kampüste yok oldu, üniversite hesap vermek yerine paylaşımları susturmaya çalıştı.
İşte tarihe not düşülecek soru bu: Bir devlet kendi kız öğrencilerini koruyamıyorsa, koruyucu konumunda olanlar faillerin kendisi ya da ortağıysa, o devlet hangi sözünü tutabilir?
Anneler Diyarbakır'dan Van'a, Tunceli'ye, Mersin'e bakıyor. Babalar dağ taş geziyor. Kızlar sırt çantasıyla otobüse biniyor. Aile son bir kucaklaşma yapıyor, "Allah'a emanet ol" diyor. Devlet bu emaneti almış olarak duruyor durakta. Sonra ne oluyor?
Sonra ne olduğunu Gülistan, Rojin, Özgecan, Ceren, Rabia Naz biliyor.
XI. SONUÇ: HASTANE KAYITLARININ DİLİ
Bir hastane kaydı silinir. O kaydın silinmesi, bir cinayetin dilini konuşur. Çünkü silenler bilirler ki, o kayıtta "fetus kalp sesi" yazıyor. O kayıt bir gün açılır, dosyaya konur ve faili işaret eder. Bu yüzden silerler.
Ama silseler bile bir şey kalır. POLNET kaydı. Bilirkişi raporu. Başlıkların izi: "Gebe. Plan. Fetus kal sesi." Bu üç kelime, koca bir cinayet dosyasının düğümünü açtı.
Tarihe not düşüyoruz:
5 Ocak 2020'de Tunceli'de bir üniversite öğrencisi yok edildi. Yok ediliş, vali makamından devlet hastanesine kadar uzanan bir zincirin içinde gerçekleşti. Bedeni hâlâ topraktadır. Annesi hâlâ ayaktadır. Ablası hâlâ adliye koridorlarındadır. Hastane kayıtları silindi ama silmek bile bir kanıttır.
27 Eylül 2024'te Van'da bir başka üniversite öğrencisi kayboldu, Van Gölü kıyısında bulundu. İki ayrı erkek DNA'sı vücudunda. Babası tüm yetkili makamlara koştu. "Kızın intihar etti, niye bizi zorluyorsun" cevabını aldı.
Tunceli'de annesi, Van'da babası. İki şehir, iki anne-baba, iki kayıp kız. Adliye koridorlarında elele tutuştular. Bir cümle söylediler: "Derdimiz ortak."
Ve Türkiye'nin kız öğrencilerinin annelerine, ablalarına, babalarına bakıyor şimdi tarih:
Hesap soracağız. Hesap sorulacak. Hesap unutulmayacak.
TARİHE NOT
Bir kızı susturmak isteyenler, kayıtlarını silmek için bilgisayar başına geçtiler. Bir başka kızı susturmak isteyenler, kameraları "bozuk" gösterdiler. Bir başka kızı susturmak isteyenler, "haksız tahrik" indirimi istediler. Bir başka kızı susturmak isteyenler, "intihar" yazdılar. Bir başka kızı susturmak isteyenler, "kaza" dediler. Ama anneler susmadı. Babalar susmadı. Ablalar susmadı. Ve bir gün, silinen kayıtların boşluğunda, susturulamayan bir gerçek kaldı: Bu kızlar bizimdi. Bu kızlar Türkiye'nindi. Bu kızlar Kürdistan'ındı. Bu kızlar insanlığındı. Adalet, geç de gelse, gelir. Ama unutulan kız, unutulan kalır. O yüzden tarihe not düşüyoruz.
Gülistan Doku, 21 yaşında, Tunceli, 5 Ocak 2020.
Rojin Kabaiş, 21 yaşında, Van, 27 Eylül 2024.
Özgecan Aslan, 20 yaşında, Mersin, 11 Şubat 2015.
Ceren Damar Şenel, 35 yaşında, Ankara, 2 Ocak 2019.
Rabia Naz Vatan, 11 yaşında, Giresun, 12 Nisan 2018.
Ve daha niceleri. Hepsinin adı bu sayfanın altında okunsun. Hepsinin annesinin elinden öpülsün.
KÜNYE
Tarih: 21 Nisan 2026, Tunceli & Van & Türkiye
Yazar: Bedel Boselî
Kaynaklar: Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı dosyası, Bilirkişi raporları (HBYS LOG analizi), POLNET kayıtları, MASAK raporları, Gizli tanık "Şubat" ifadesi, Sidar Altaş kamera ifadesi, Adli Tıp Kurumu (ATK) Biyolojik İhtisas Dairesi 10 Ekim 2025 raporu, Diyarbakır Barosu açıklamaları, Van Barosu açıklamaları, Bedriye Doku ve Aygül Doku kamuoyu açıklamaları, Nizamettin Kabaiş kamuoyu açıklamaları.
Haber kaynakları: Medyascope, Cumhuriyet, BirGün, Bianet, Kısa Dalga, NTV, Sabah, Takvim, Hürriyet, Odatv, Mezopotamya Ajansı, Rûdaw Türkçe, DHA, Gazete Oksijen, Sözcü, Sol Haber, Politika Haber, Mücadele Gazetesi, Turkish Post, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu raporları, Bianet Erkek Şiddeti Çetelesi.
Bu metin, 21 Nisan 2026 tarihi itibarıyla mevcut bilgilere dayanmaktadır. Soruşturma derinleştikçe yeni bilgiler ortaya çıkacaktır. Suçlamaların tümü mahkeme sürecindedir, kesinleşmiş hüküm değildir. Ancak ailelerin direnişi, davanın yeniden açılması ve devletin bu örtbas zincirinde nereye kadar uzandığı sorusu kalıcıdır.
Tarihe not düşüldü. Unutulmasın diye.